Say No to Fur!

Say No to Fur!
Fur is for animals.

Hasta Adam: Ciddi Romantizm...


El ele tutuşmalar, göz göze konuşmalar, sahillerde yapılan romantik geziler ve mehtaba karşı başbaşa oturularak gelecek hakkında yapılan pembe planlar...

Yanımda oturmuş, bir buçuk saattir bunları anlatarak kafamı sikiyordu. Sessizce; ne onaylayarak ne de karşı çıkarak, sadece susarak, gözlerimi bile kırpmadan, trans halinde dinledim. Saniyeler saatler gibi, saatler, günler gibi geliyordu bu romantik aşk hikayesinin kapsama alanındayken. 

İlk cümlelerden itibaren baymaya başlamıştım ve ufaktan sona doğru yaklaşıyordum. Gözlerimi kırpmadan bir süre daha dinlemeye karar verdim. Girişi ve gelişmeyi uzun uzun dinlemiştik. Çiçekler böcekler, kırlarda öpüşen sevgililer falan. Evet, bir çok insandan dinlediğim, farklı karakterler ama aynı senaryolar bütünü, klasik bir sevgi pıtırcığı sendromu ile daha karşı karşıyaydım ve sona bir türlü gelemiyorduk. Giriş, gelişme, tanışma, kaynaşma falan, evet, ya sonra? Sonuç neydi..

Ben bunları düşünürken, o anlatmaya devam ediyordu. Yavaşça kolumu kaldırdım ve kendini süslü manitasının pembe düşlerine kaptırmış saf aşığın ensesine fark ettirmeden bir şaplak patlattım. "Nooldu abi?", dedi şaşkınlığını gizleyemeyerek; ki gizleyememesi normaldi, esaslı bir şaplaktı.

Bakışlarımın küçümser olmamasına dikkat ederek sokuldum yanına. "Peki", dedim, "tamam", sesimde anlayışlı bir abinin sesi vardı, "on bir aydır birliktesiniz ve romantizmin dibine vurmuş durumdasınız, bunu görebiliyorum", dedim. Başıyla onayladı mutlu bir tebessümle. "Peki", dedim, "bunca romantik atraksiyonun yanında, ne zaman sevişebiliyorsunuz?! Vakit kalıyor mu?"

Korku ve şaşkınlık yüklü bakışları, açık kalan ağzı ile ahenkli bir uyum oluştursa da, gördüğüm manzara, yani bu dediğime bu kadar şaşırmış olması beni de aynı duruma düşürdü. Ben de korku ve şaşkınlık yüklü bakışlarıma, açık kalan ağzım ile ahenkli bir uyum verdikten sonra, "yoksa sevişmiyor musunuz lan?!" diye haykırdım kendimi tutamayarak. "Aman abi!", dedi, gözlerinde dehşet vardı, "biz ciddi düşünüyoruz!"

Sihirli bir cümleydi bu: biz ciddi düşünüyoruz.

"Yani?", dedim, anlamaz bir tavırla. "Abi", dedi, "on bir aydır birlikteyiz, ben ona o gözle bakamam, çok seviyorum!" dedi. Gözlerinde nasıl böyle bir şeyi sorabildiğime inanamayan bir bakış vardı. "Nasıl yani?", dedim yine anlamaz bir tavırla çünkü gerçekten anlamıyordum. "Abi, nasıl anlatayım ki sana bunu şimdi", dedi. "İnsan sevdiği kıza hiç o gözle bakar mı?!", dedi ve hiddetle kızdı bir anda. "Evlenmeyi düşünüyorsun yani?", dedim, sakinliğimi korumaya çalışarak. "Evet", dedi. "Evlenince sevişmeyecek misiniz lan göt!" diye bağırdım ve bir tane daha çaktım ensesine.

Ağzını açmış ve suratıma bakıyordu. Anlamsızca. Bir şeyler söylemek istiyor ama söylemekten korkuyor ya da söyleyemiyor ya da onun gibi bir şey işte. Beceriksiz bir konuşmacı gibi afallamıştı bu direkt sorulan soru karşısında. 

Bir şey diyecek oldu, "sus" dedim elimi kaldırarak. Elimi yüzüne doğru kaldırıp, bakışlarımı farklı bir tarafa yöneltmiştim. "Bak" dedim, uzaklara bakarak, "çocuk... Bu romantizm ayakları bir yere kadar güzeldir, iyidir, seks öncesi heyecan katar ama her romantik ortam bir şömine başında ve ayı postu üstünde çıplak bitmediği sürece gereksizdir! He, ben bunlara gelemem diyorsan, evleneceğim geceyi bekleyip iki rekat namazımı kıldıktan sonra sevişebilirim diyorsan bu daha saçma?! Hani o gözle bakamazdın lan hayvan?! Bak çocuk, gün gelir o kızın memelerini ellersen karşında beni bulursun! Ağzını yüzünü döverim senin."

"Abi.." dedi, "sus!" dedim.

Uzaklara baktım usuldan, "sevişmek güzeldir" dedim. Asıldım sigaramdan derin bir nefes, afallamış yüzüne üfledim...

POSTED BY (Süper)Cem
DISCUSSION 0 Comments

National Geographic POD